Şu an kim olmak isterdim?

letting-go-FIMesela;

1950′ li yıllarda her ne kadar içinde ülkesinden sürülmüşlüğün acısı olsa da Slavia Kahvesinde yüreğindeki sözcükleri kağıda döken Nazım olmak,

“Şefaat Ya Resulallah” diyecekken dili sürçüp “Seyahat Ya Resulallah” diyen Evliya Çelebi,

ya da hakikati arayan Yunus olmak isterdim…

Çok fazla acı şey yaşasa da aşkı sonuna kadar yaşamış olan Frida olmak;

Kalbi Varşova’ da kalan Chopin olmak olmak isterdim.

Mevlana’sını bulan Şems olmak,

ya da ben olmak istedim iyisiyle, kötüsüyle, hatasıyla, defosuyla kendim olmak istedim.

Ama bu devirde yaşamak istermiydim bilmiyorum…

Reklamlar

Ah bu şarkıların gözü kör olsun…

Acaba bir tek ben miyim bir müzik dinlediğinde, bir yazı okuduğunda içine giren, anlatılanı yaşayan.Aşık değilken aşık, üzgün değilken üzgün, mutlu değilken mutlu ve hep başrol.

Şuan dinliyorum…Ya da  yanlış oldu yaşıyorum.

Sakin göllerin kuğusuyduk,

Salınarak suyun yanağında.

Yarılan ekmeğin buğusuyduk.

Gözüm yaşarıyor yüreğim kanıyor.

Olmasaydı sonumuz böyle.

….

Bir davası olmalı insanın ve o dava doğrultusunda bir çizgisi. Davası ne olursa olsun çizgi aynı olmalı. Başta özgürlük ve adalet istemeli ve saygı duymalı her ne olursa olsun. Bağıra bağıra savunabilmeli, birazda sukunet olmalı dudaklarında.

 

 

İyi olmak için iyi niyetli olmak yetmez.🤔🤔🤔

paz4

Evet, iyi niyetli olmak iyi olmanın başlangıç aşamasıdır. Fakat iyi olmak için  tek başına yeterli değildir.Çünkü iyi ya da kötü olmak bir eylemin sonucudur ve iyi niyet bir eylem değildir.Yani iyi niyetli olarak bir eylem yapmamız lazım, tabi bu da yetmez aynı zamanda bu eylemin akıl süzgecinden gecmiş olması gerekiyor.Tabi bu da yetmiyor birde istişare gerektiriyor.Çünkü biz insanlar düşünerek ya da düşünmeden hareket ederek iyi niyetli fakat kötü sonuç doğuracak kararlar veriyoruz. Sonraki aşamada da savunmamız “Benim kötü bir niyetim yoktu” oluyor.

Gitmek…

IMG-20180808-WA0000
Fethiye, 2018 Ağustos

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir..
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
öbür yanımız “otur” diyor.

“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler…
Bir çocuk daha doğurmalar…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağım köpeğim olduğunun farkında
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

“Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardir;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakası
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zama, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamali.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun… istemek de güzel.

     Can YÜCEL